Samimiyet Nasıl Kazanılır? Samimi Nasıl Olunur?
Samimiyet, insanın içiyle dışının bir olması, kalbinde hissettiklerini karşısındaki insana olduğu gibi yansıtması, alabildiğine dürüst, açık ve net olmasıdır. Kişinin gerçek düşüncelerini ve gerçek kimliğini hiç saklamadan, hiç hesap yapmadan, kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışmadan açıkça ortaya koymasıdır. Samimiyetin önemli bir özelliği ise, kalpte yaşanmadığı takdirde hiçbir şekilde taklidinin yapılamamasıdır. Allah’tan, geri çevrilmesi olmayan bir gün gelmeden evvel, Rabbinize icabet edin. O gün, sizin için ne sığınılacak bir yer var, ne sizin için inkar (etmeye bir imkan). (Muhammed Suresi, 47) Samimiyet, insanın içiyle dışının bir olması, kalbinde hissettiklerini karşısındaki insana olduğu gibi yansıtması, alabildiğine dürüst, açık ve net olmasıdır. Kişinin gerçek düşüncelerini ve gerçek kimliğini hiç saklamadan, hiç hesap yapmadan, kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışmadan açıkça ortaya koymasıdır. Samimiyetin önemli bir özelliği ise, kalpte yaşanmadığı takdirde hiçbir şekilde taklidinin yapılamamasıdır. Samimi insanın tüm tavırları doğal ve içinden geldiği şekildedir ve bu doğallık da insanlar üzerinde çok derin ve olumlu bir etki oluşturur. Samimi insanın bakışları, konuşması, üslubu, mimikleri çok doğal ve etkileyicidir. Samimiyetin en önemli özelliği, gerçek manada yaşandığı takdirde hiçbir şekilde taklit edilememesidir.
Pek çok insan samimiyetin bu gücünden ve etkisinden habersizdir. Bu nedenle de, ancak samimiyet ile kazanılabilen bu özellikleri çok farklı tavırlarda ararlar. Kimi insanlar karşılarındaki kişileri etkilemek için yapmacık tavırlara başvururlar.
Karşılarındaki kişinin en çok hangi tavırlardan, hangi düşüncelerden etkileneceğini düşünüyorlarsa, içlerinden gelmediği ya da o şekilde düşünmedikleri halde, karşı tarafı hoşnut edebilmek için o şekilde görünmeye çalışırlar.
Her insanın birbirinden çok farklı karakter özelliklerine sahip olması nedeniyle de, herkesin yanında farklı bir kişiliğe bürünmeye, farklı tavırlar sergilemeye, farklı düşünceleri savunuyormuş gibi görünmeye çalışırlar. Oysa bu samimiyetsiz yaklaşım onları ikiyüzlü davranmaya yöneltir. Öte yandan içten gelmeyen bu yapmacık tavırlar, kişinin gerçek karakterini yansıtmadığı için karşı taraf üzerinde de beklenilen etkiyi oluşturmaz. Hatta tam tersine iticilik, soğukluk ve uzaklık meydana getirir. Bu kişinin gerçek kişiliğini gizlediğini ve her tavrının yapmacık olduğunu bilmek, karşısındaki kişi üzerinde bir tedirginlik ve güvensizlik oluşmasına neden olur. Yapmacık tavır, Kuran ahlakının dışında bir yaşam çizildiğinde ortaya çıkar. Bu da kişileri Allah’ın rızasını değil, insanların rızasını gözetmeleri dolayısıyla kayıpta olan bir yaşama sürükler. Yüce Rabbimiz Allah, Kendisi’ne şirk koşulmasını affetmeyeceğini Kuran’da şöyle bildirmiştir:
Gerçekten, Allah, Kendisi’ne şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah’a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur. (Nisa Suresi, 48)
Allah Kuran’ da, kendilerini insanların rızasını ve hoşnutluğunu kazanmaya adamış kişilerin durumunu ise şöyle bir örnekle açıklamıştır:
Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah’ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (Zümer Suresi, 29)
Samimiyet Allah Korkusu İle Kazanılır Allah’ın Kuran’da bildirdiği gerçeklerden uzak yaşayan cahiliye insanları, samimiyetsizliğin Allah Katındaki ve insanlar üzerindeki karşılığını gereği gibi düşünmedikleri için yapmacık tavırlara bürünmekte bir sakınca görmezler. Yapmacıklık, Kuran ahlakını yaşamayan insan karakterinde sık sık görülebilmektedir. Bu tür insanlar, arkalarından konuştukları, aslında hiç hoşlanmadıkları, saygı duymadıkları insanların yüzlerine karşı ortak menfaatleri nedeniyle, sahte bir sevgi ve ilgi gösterebilirler. Çekinmeden birbirlerine yalan söyleyip aldatabilir, bir insan hakkındaki olumsuz kanaatlerini gizleyip, sorulduğunda tam tersi yönde bilgi verebilirler. Oysa Kuran ahlakını yaşayan bir insan bu tür tavırlardan titizlikle kaçınır, çünkü kalbinde Allah korkusu vardır. Hiçbir zaman küçük menfaatler uğruna insanların hoşnutluğunu kazanmaya çalışmaz. Tüm bunların, insanı hem Allah Katında hemde insanların gözünde küçük düşürecek seviyesiz tavırlar olduğunu bilir ve buna hiçbir zaman tenezzül etmez
Amacı hayatının her anında Allah’ın rızasını kazanabileceği davranışlarda bulunabilmektir. Allah’ın beğendiği ahlakın ancak samimiyet ile yaşanabileceğini bilir. … O, sinelerin özünde olanı bilendir. (Şura Suresi, 24) ayetindeki gibi Allah’ın insanların kalplerinde gizlediklerini bildiğinin şuurundadır. Allah bu gerçeği bir başka ayette ”Sözü açığa vursan da, (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilmektedir.” (Taha Suresi, 7) şeklinde bildirmiştir. Bu nedenle insanın, kalbinde olanı çevresindeki insanlardan gizlemesinin kendisine hiçbir faydası olmaz. Allah bunu zaten bilmektedir. İnsanın, bu gerçeğe rağmen, insanları aldatmaya çalışması büyük bir samimiyetsizlik ve akılsızlık olur. (Harun Yahya, Kuran’ı Dinlemeyenler) Bunun yanı sıra Kuran ahlakını yaşayan bir insan, insanların rızasını kazanmanın kişiye ne dünyada ne de ahirette bir fayda sağlamayacağını da bilir. Bu nedenle iman sahipleri şirkten ve insanların rızasını kazanmaya yönelik tüm tavırlardan titizlikle sakınırlar. Bu da, onların samimiyette bir ömür boyu kararlılık göstermelerini sağlar. Çünkü şirkten tamamen arınmış gerçek bir tevhid inancı samimiyeti şart koşar.
Terörün Kitle Psikolojisi
Teröristlerin önemli özelliklerinden biri kitle ruhu ile hareket etmeleridir. Kitle ruhu ile hareket eden kişiler gerçekte kendi başlarınayken yapamayacakları şeyleri yapabilmekte, şuursuzluk ve iradesizlik içinde hareket edebilmektedirler. Dünyanın pek çok ülkesinde terör grupları içinde yer alan birçok akılsız ve cahil insan, neyi niçin yaptığını dahi bilmeden, kalabalığın ve sloganların etkisiyle duygusal bir histeriye kapılır, sürü psikolojisi içinde gerçekte kendi iradesiyle yapmayacağı kitle suçlarına karışır.
Rus anarşizminin kurucusu olan Michael Bakunin ve öğrencisi Nechayev, kendilerine göre ideal bir teröristi şöyle tanımlamaktadır:
“İdeal terörist, yasal düzen ve medeni dünyanın tüm yasal, manevi ve diğer kurumları ile ilişkisini kesen kişidir… Yalnızca bir tek bilim tanır: Yok etmek.” (http://www.teror.gen.tr/turkce/propaganda/eleman/ozellikler.html)
Bakunin’in ve Nechayev’in bu sözlerinden de anlaşılacağı gibi teröristler maddi ve manevi tüm kurumlarla bağlantılarını kesen, dolayısıyla bütün ahlaki değerleri reddeden ve bu kurumları kendilerine bir engel ve düşman olarak gören kişilerdir. Bakunin bir başka sözünde ise “Bir teröristin tek bir gayesi olmalıdır, acımasız imha!.. Bu gayeyi göz önüne alarak, yorulmadan ve soğukkanlılıkla her zaman ölmeye ve buna mani olan herkesi kendi elleriyle öldürmeye hazır olmalıdır” demiştir. Terörizmin el kitabı olarak tanımlanan Devrimci El Kitabı’nda bir teröristin nasıl olması gerektiği şu cümlelerle açıklanır:
“… Kendine karşı sert davranışta olan devrimci, sevgiye, dostluğa, minnettarlığa hatta şerefe bile yer vermeyerek başkalarına karşı da sert olmalıdır. Sadece erişilmesi kendine zevk, tatmin ve ödül getirecek devrimci davanın soğuk ihtirasına yer vermelidir.” (http://www.teror.gen.tr/turkce/propaganda/eleman/ozellikler.html)
Bu sözler terörün karanlık yüzünü de tüm açıklığıyla ortaya koymakta ve terörün barış, hoşgörü ve sevgi üzerine kurulu İslam diniyle tam anlamıyla zıt taraflarda olduğunu göstermektedir. Çünkü Allah “Ey iman edenler, hepiniz topluca “barış ve güvenliğe (Silm’e, İslam’a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.” (Bakara Suresi, 208) ayetiyle insanlara barışın gerçek kurtuluş olduğunu, aksinin -yani savaşın ve çatışmanın ise- şeytanın izini takip etmek olduğunu bildirmiştir.
Terörün Kitle Psikolojisi
Teröristlerin bir diğer önemli özellikleri de kitle ruhu ile hareket etmeleridir. Bu kitle içinde kişisel düşünceler, kişisel seçimler eriyip yok olmakta, herkes tek bir amaca yönelmektedir. Kitle ruhu ile hareket eden kişiler gerçekte kendi başınayken yapamayacağı şeyleri yapabilmekte, şuursuzluk ve iradesizlik içinde hareket edebilmektedirler. Dünyanın pek çok ülkesinde terör grupları içinde yer alan birçok akılsız ve cahil insan, neyi niçin yaptığını dahi bilmeden, kalabalığın, sloganların etkisiyle duygusal bir histeriye kapılır, sürü psikolojisi içinde gerçekte kendi iradesiyle yapmayacağı kitle suçlarına karışır. Bir anda eli kanlı bir katile, saldırgan bir protestocuya, insanlık dışı eylemleri yapabilecek bir teröriste dönüşebilir. Tek başınayken sessiz, sakin gözüken bir kişi, bir terör grubunun içine girdiğinde birlik olup bir evi ateşe verebilir, bir yabancıya sebepsiz yere saldırabilir, bir işyerini yağmalayabilir, topluca insanları katledebilir, hatta kendisini bile ölüme atmaktan çekinmeyebilir. Terörist grubun içinde yapılan telkine kendisini teslim eder ve çokluğun kendisine verdiği güçle şuursuzca söyleneni yapar. Terör eylemlerine katılanların çoğu, irade ve vicdanları zayıf olduğu için, kitle psikolojisi içinde çözülmüş, “sürü” haline gelmişlerdir. Muhakeme ve yargı tamamen ortadan kalkmış, bunun yerine aşırı ve abartılı duygular, şiddete eğilim ve saldırganlık hakim olmuştur. Böyle kişiler tahriklere açık olur, hoşgörüsüzdür, hiçbir kural tanımazlar.
Bu “kitle psikolojisi”nin yanlışlığı, insanın kendi akıl ve iradesiyle hareket etmesi gerektiği bir Kuran ayetinde şöyle açıklanmaktadır:
“Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsra Suresi, 36)
Terörizmin Asıl Kaynağı: Üçüncü Dünya Fanatizmi
Tarihsel örnekler, sözde “İslami terör” olarak adlandırılan ve son dönemde dünya gündemine oturan tamamen gerçek dışı olan bu olguyu anlamak açısından oldukça aydınlatıcıdır. Çünkü bugün de İslam adına ortaya çıkarak terör uygulayanlar veya bunu destekleyenler -ki bunlar İslam dünyasındaki küçük bir azınlığı temsil etmektedir- İslam’dan değil Peygamberimiz (sav) döneminde yaşamış bazı kavimlere hakim olan “bedevi karakteri”nden yola çıkmaktadırlar. Bedeviler İslam’ın özünü hiçbir şekilde anlamamakta, bir barış, huzur ve adalet dini olan İslam’ı, kendi sosyal ve kültürel yapılarından kaynaklanan barbarlığa alet etmeye çalışmaktadırlar. Bu barbarlığın kaynağı ise, “Üçüncü Dünya Fanatizmi” olarak adlandırabileceğimiz, insan sevgisinden nasibini almayan kişilerin akılsızlıklarıdır.
Şu bir gerçektir ki, son bir kaç asırdır İslam dünyasının dört bir yanındaki Müslümanlar Batılı güçler veya onların uzantıları tarafından zulme uğratılmıştır. Sömürgeci Avrupa devletleri, Batı tarafından desteklenen yerel sömürgeciler (örneğin İsrail) veya Batı tarafından desteklenen yerel baskıcı rejimler, Müslüman kitlelere büyük acılar yaşatmıştır. Ama bu, Müslümanların Kuran’a göre anlaması, yorumlaması ve tepki vermesi gereken bir durumdur. Kuran’da hiçbir zaman “zulme karşı zulüm” uygulanmasına izin verilmez.
Müslümanların, kendilerine karşı uygulanan zulme karşı elbette tepki duymaları, bunu uygulayanlara buğz etmeleri meşru bir haktır. Ama bu hiçbir zaman gözü kapalı bir nefrete, adaletsiz bir husumete neden olmamalıdır. Allah, bu konuda Müslümanları “… bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah’tan korkup-sakının” (Maide Suresi, 2) hükmüyle uyarmaktadır.
Üçüncü Dünya fanatizminin İslam’la hiçbir ilgisi bulunmadığının en önemli göstergesi, bu fanatizmin yakın zamana kadar komünist ideoloji ile özdeşleşmiş oluşudur. Bilindiği gibi günümüzdeki Batı karşıtı terör eylemlerinin benzerleri 1960′lı ve 70′li yıllarda da Sovyetler Birliği’nden destek alan komünist örgütler tarafından gerçekleştirilmiştir. Komünist ideolojinin etkisini yitirmesiyle birlikte, söz konusu örgütleri doğuran sosyal yapıların bir kısmı İslam’ı kullanmaya çalışmaktadır. Eski komünist söylemlerine İslami bazı kavramlar ve semboller katarak oluşturmak istedikleri bu “din kisvesine bürünmüş vahşet”, gerçekte İslam’ın özünü oluşturan ahlaki değerlere tamamen aykırıdır.
Bu konuda belirtilmesi gereken son bir husus da, İslam’ın herhangi bir millete veya coğrafyaya ait olmadığıdır. İslam, Allah’ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği son dindir ve tüm insanlığa hitap etmektedir. Müslümanlar, inandıkları hak dini her kültürden her millete anlatmak, tanıtmak ve onların kalplerini İslam’a ısındırmakla yükümlüdürler.
Dolayısıyla, İslam adına ortaya çıkarak terör uygulayan, baskıcı rejimler oluşturan, dünyayı güzelleştirmek yerine çirkinleştiren kişi ve gruplara karşı tek bir çözüm vardır: Gerçek İslam’ın ortaya konması, anlatılması, kitleler tarafından anlaşılması ve yaşanması.
Terörün en önemli özelliklerinden biri hedefini rastgele seçmesidir. Ayrım gözetmeden hedef belirlenmesi, korkunun yayılmasının en önemli nedenlerinden biridir. Çünkü bu, hiçbir insanın güvende olamayacağı anlamına gelmektedir. Eğer herhangi birisini hedef alması için özel bir neden yoksa, o zaman hiç kimse güvenlikte olmayacaktır. Potansiyel hedef kendisini korumak için hiçbir şey yapamaz. Çünkü terörist kendi kurallarına göre yargılar ve kendi seçtiği yer ve zamanda harekete geçer. Bu da siyasal terör eylemlerinin önceden tahmin edilemeyeceğini ve keyfiliğini ortaya koyar.
Egoist İnsan Karakteri Nasıl Olur?
Yaşamını bencilce sürdüren ve Allah’ın ona bahşettiği nimetleri insanlarla paylaşmayan kişiler dünya hayatında sıkıntılı bir yaşam sürerler. Allah, Kuran’da “Gerçekten, insan, ‘bencil ve haris’ olarak yaratıldı. Kendisine bir şer (kötülük) dokunduğu zaman feryadı basar. Ona bir hayır dokunduğunda engelleyici olur (veya cimrilik eder).” (Mearic Suresi, 19-21) ayetleriyle insanların nefsinde var olan bir zayıflığı haber vermektedir.
İnsan bencil tutkulara kapılmaya yatkın bir varlıktır; her fırsatta kendini ön plana çıkarmaya, kendi menfaatlerini korumaya ve kendini herkesten çok sevmeye müsaittir. İnsan, eğer Allah korkusu ile güzel ahlakta irade göstermezse, nefsi kişiyi sürekli olarak ‘sadece ben sevileyim’, ‘ben övüleyim’ ‘ben takdir edileyim’ gibi bencilce isteklerde bulunması için kışkırtır. Böyle bir ahlakta başkalarının rahatı, huzuru, mutluluğu her zaman ikinci plana atılır. ‘Önce onların rahatı sağlansın’ ya da ‘onların çıkarına uygun olsun, gerekirse ben kendi menfaatlerimden ödün vereyim’ ‘başkaları mutlu olsun, ben de onların mutluluğundan zevk alayım’ gibi fedakarane düşüncelerdense, her zaman için ‘ne olursa olsun, önce ben’ fikriyle hareket edilir. İman edenler ise nefislerindeki bu tutkuyu yener ve Allah’ın razı olduğu ahlakı yaşarlar.
Ancak kimi insanlar da, ‘nasıl olsa dinin bazı hükümlerini yerine getiriyorum, arada sırada kendi menfaatlerimi kollamanın ne gibi bir kötülüğü olabilir ki’ gibi yanlış bir düşünceye kapılarak, ahlaklarındaki bu eksikliği zararsız görürler.
Dahası insanın kendi menfaatlerini kollamasını ‘hayatın bir gerçeği’ olarak görürler. Yani her ne kadar Kuran ile bunun yanlışlığı kendilerine anlatılmış olsa da, bilinçaltlarında hayatta kalabilmek için kendi çıkarlarını ön planda tutmak gerektiğini zannederler. Aksi halde kendi menfaatlerini kimsenin kollamayacağını, ezileceklerini ve zarara uğrayacaklarını düşünürler. Dahası, herkes bu ahlakı gösterip kendi çıkarlarını koruduğunda, bir tek kendileri fedakar ve özverili olurlarsa, bu durumda akılsız konumuna düşeceklerini sanırlar. Bu düşüncelerinden dolayı, fedakar ve ince düşünceli olmak için nefislerini eğitmezler. Oysa ki insanın çıkarlarını koruyabilecek tek bir güç vardır; o güç Allah’tır. İnsan ne bencillikle ne de kendi menfaatlerinin peşinde koşturmakla kendinden yana bir çıkar sağlayamaz. Allah bu durumu bir ayette şu şekilde açıklamaktadır:
“Allah sana bir zarar dokunduracak olsa, O’ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır isterse, O’nun bol fazlını geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. O, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Yunus Suresi, 107)
İnsanların egoistliği en belirgin olarak mala ve cana olan tutkularıyla ortaya çıkar. Güzel ve iyi olan herşeyi kendileri kullanmak isterler. Örneğin bir başkası eşyalarını kullanmayı talep ettiğinde vermek istemedikleri için yalana başvurup kendilerinde olmadığını söyleyebilirler. Kalplerindeki bu bencil tutku, hayatlarının her aşamasında ortaya çıkar. Güzel bir yemeğin kendilerine kalmasını isterler. Bunu başkalarıyla paylaşmamak için yalnızken, evde kimse yokken yemeğe özen gösterirler. Paylaşmaları zaruri hale geldiğinde de, yemeğin en güzel olan yerini kendilerine ayırıp, diğer kişilere kalan kısmını ikram ederler. Aynı şekilde, yapılması gereken zor bir iş olduğunda da çeşitli bahanelerle bundan kaçarak konuyu başkalarının üstlenmesini sağlamaya çalışırlar. Kendi canları herkesinkinden daha tatlıdır. Bu nedenle bir başkası çok daha yorgun ya da meşgul olsa ve kendileri müsait olsalar bile bir kaçış yolu ararlar.
Egoistlikten nefsini arındırmayan bir insan çok basit şeylere bile tenezzül eder; hep kendi istediği olsun ister, son sözü hep kendisi söylemeyi sever. Örneğin kalabalık bir ortamda kendi beğendiği müziğin dinlenmesini, kendi istediği televizyon kanalının seyredilmesini ister. Başkalarının isteklerini ise hiçbir zaman için öncelikli olarak görmez. İş bölümü varsa en kolay olana talip olur, zor olanı hep başkalarına bırakmaya çalışır. Koşuşturma ya da fedakarlık gerektiren bir durumda ağırdan alır, daima kendisini bir adım geride tutar. Oysa küçük küçük menfaatler elde etmek için yapılan bu tür tavırlar, insanı büyük bir samimiyetsizliğin içine sürükler. Samimiyetsizlik ise insanı sürekli huzursuzluk içerisinde yaşatır.
Kendi menfaatlerinin peşine düşen böyle bir kişi sürekli olarak gizliden gizliye çevresindeki insanları kandırabilmek için büyük bir emek harcar. Sürekli bu gizli samimiyetsizliğinin ortaya çıkması, deşifre olması korkusuyla yaşar. (Harun Yahya, Gizli Azapların Çözümü) Salih Müslümanlar ise hiçbir zaman böyle korkular yaşamazlar. Kuran’da samimi Müslümanların Allah’ın rızasını kazanmak için canlarını ve mallarını ortaya koydukları, hiçbir karşılık beklemeden iyilik yaptıkları, diğer Müslümanların ihtiyaçlarını kendilerininkinden öncelikli tuttukları bildirilmektedir:
“Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. “Biz size, ancak Allah’ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür…” (İnsan Suresi, 8-11)
Fedakar ahlaklarından dolayı Allah Müslümanlara bir aydınlık ve nur vermektedir. Bunun tersinde, yani bencillikte ise Allah insanlara gizli bir azap yaşatır. Bencillik yaparak, insanlara tuzak kurduklarını ve kendilerinin akıllı olduğunu zanneden bu insanlar, gerçekte kendi kurdukları tuzağın içine düşerler. Bu, Kuran’da bildirilen sırlardan biridir. Fedakar insan bu ahlakı sergilerken daha çok sorumluluğa talip olduğu için görünürde daha çok yorulur, malını verir, parasını harcar, kendi meşru haklarından ve isteklerinden feragat eder ama, vicdanen müsterih olan, rahat, mutlu, güzel bir hayat süren de odur.
“Allah sana bir zarar dokunduracak olsa, O’ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır isterse, O’nun bol fazlını geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. O, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Yunus Suresi, 107)
-
Yeni
- Hz. Mehdi (a.s.) yeşil gözlü ve sakalı yanlarda az olan bir kişi olacaktır
- ARAPLAR BU TÜRKİYE’Yİ KUCAKLAMALI
- TÜRK BAYRAKLARI DÜNYANN DÖRT BİR YANINDA
- ADNAN OKTAR CANLI YAYINDA, ÜST DÜZEY MASONLARLA !!!
- EVRİMCİLER SANSÜRSÜZ PROGRAMINDA YİNE DAĞILDILAR
- DARWİNİSTLER NEANDERTELLERLE DE İNSANLARI ALDATAMADILAR
- Genom Çalışmaları ”Tesadüfen Oluşan İlk Hücre” Aldatmacasını Yerlebir Ediyor
- Darwinistler’in Yapay Yaşam Aldatmacası !
- ADNAN OKTAR ŞU ANDA CANLI YAYINDA – ÇOK ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR YAPIYOR- BURADAN İZLEYİN
- ADNAN OKTAR – HARUN YAHYA ÇOK ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR YAPIYOR – CANLI YAYIN – BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ
- ADNAN OKTAR – HARUN YAHYA ÇOK ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR YAPIYOR – CANLI YAYIN – BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ
- ADNAN OKTAR ŞU AN CANLI YAYINDA KIYAMET VE MEHDİYET İLE İLGİLİ ÇOK ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR YAPIYOR – BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ
-
Bağlantılar
-
Arşivler
- Temmuz 2010 (1)
- Haziran 2010 (2)
- Mayıs 2010 (5)
- Nisan 2010 (1)
- Mart 2010 (16)
- Şubat 2010 (28)
- Ocak 2010 (24)
- Aralık 2009 (39)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS

