Dünyada Sonsuza Kadar Yaşama İsteği
Ömürlerini sonsuz yaşama tutkusuyla ve dünya hayatının peşinden koşarak tüketen cahiliye insanlarının kaybettikleri, hiç tadamadıkları oldukça önemli bir zevk vardır. Bu, Allah’ın rızasına uygun hareket etmenin, O’nun sevgisini, dostluğunu ve yakınlığını ummanın verdiği coşku dolu heyecandır.
Cahiliye toplumu Kuran’da bildirildiği üzere, “Allah’ı gereği gibi takdir edememiş” (Enam Suresi, 91) ya da “O’nu arkalarında- unutuluvermiş” (Hud Suresi, 92) düşüncesinin hakim olduğu insanlardan oluşan bir toplumdur. Bu toplumun üyeleri bazen kendilerini “uygar” olarak tanımlasa da, Allah’ı gereği gibi takdir edemedikleri, ahirete inanmadıkları gibi tanımadıkları, kendi yaratılışlarının amacı hakkında düşünmedikleri ve bunu anlamaktan da uzak oldukları için aslında “cahil”dirler. Bu “cahiliye” toplumu mensuplarının sahip olduğu pek çok yanlış mantık örgüsünün yanında en belirgin özelliklerinden biri ise, “hiç ölmeyecekmişçesine” yaşamayı planlamalarıdır.
“De ki: “Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir.” (Cuma Suresi, 8)
Bir hiçken, Rabbimiz’in sizi yoktan yaratarak nimetlendirdiğini, Her insanın belli vakte kadar yaşayacağını ve bir gün kesinlikle öleceğini,
Ölümü düşünmeyerek ondan kaçılamayacağını,
İnsanlar öldükten sonra Rabbimiz’in onları yeniden diriltip yaşatacağını Kuran’da yüzlerce ayette vaat eden ve haber veren Allah’ın, bu sözünü şüphesiz tutacağını,
Ölümün bir yok oluş değil, ahirete ve sonsuz hayata giden bir geçiş kapısı olduğunu.
Tüm bunlar düşünüldüğünde ölümden korkmanın bir anlamı olmadığı kolayca anlaşılacaktır. Ölümden korkmanın bir faydası yoktur; çünkü dünya tarihi boyunca hiç kimse ölümden kaçamamıştır ve kaçamayacaktır da… Tüm insanlar kaderlerinde belirlenen o an geldiğinde muhakkak ölecek ve ne yaparlarsa yapsınlar bir dakika daha yaşayamayacaklardır. Ölüm korkusuna kapılanların ölümden asla kaçamayacakları Kuran’da şöyle bildirilmiştir:
…Onlar, sana açıklamadıkları şeyi içlerinde gizli tutuyorlar, “Bu işten bize bir şey olsaydı, biz burada öldürülmezdik” diyorlar. De ki: “Evlerinizde olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine devrilecekleri yerlere gidecekti…” (Al-i İmran Suresi, 154)
Ölüm, insanlar için ahirete giden bir geçiş kapısıdır. Ancak bu kapı aynı zamanda hayatını Allah rızasına uygun olarak değerlendirenler için mutluluk ve kurtuluşa açılan bir müjde kapısıdır. Ölüm, Allah’a iman etmeyenler içinse, kesin bir yıkım ve tüm zamanlar boyunca sürecek sonsuz felaketin başlangıcıdır. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayarak Allah’ı unutanların, ölüm geldiğinde duyacakları pişmanlığın bir şey ifade etmeyeceğini Rabbimiz Kuran’da şu şekilde haber vermiştir:
“Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: “Ben şimdi gerçekten tevbe ettim” diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa Suresi, 18)
“Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der ki: “Rabbim, beni geri çevirin. Ki, geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım.” Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür, bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır.” (Müminun Suresi, 99-100)
Kendini Allah rızasını kazanmaya adamayan herkes -Allah’ın dilemesi dışında- bu pişmanlığı yaşayacaktır. Öyleyse, madem hayat çok kısadır, bu hayattan sonra sonsuz bir gerçek hayat vardır ve madem o sonsuz hayat, bu dünyada Allah’ın rızasını arayarak kazanılacaktır; BU DURUMDA;
İnsanın buradaki kısa ve geçici hayatından çok, ölümden sonra başlayacak gerçek hayatını düşünmesi ve buna göre hareket etmesi gerekir. Bu yüzdendir ki, bu gerçeği kavramış olan müminler “katıksızca (ahiretteki asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri”dirler. (Sad Suresi, 46)
Dünyada elde edilecek servet ve imkanlara tutkuyla bağlanmanın bir anlamı yoktur. Kimse ne malını, ne güzelliğini, ne kuvvetini ne ailesini, ne de şöhretini ahirete götüremez. Bunların hiçbiri mezardaki insana eşlik edemez. Mezara giren yalnızca kefene sarılı bir bedendir; o da kısa bir süre içinde toprağa karışacaktır.
Bu dünyadan ahirete götürülecek tek şey Allah rızası için yapılmış olan salih amel ve ibadetlerdir. O zaman bu dünyada kısa bir süre için insana verilmiş olan nimetler (sağlık, güzellik, servet vb.), ahirette ebedi olarak ve çok daha güzeliyle yeniden insana verilecektir.
Bu gerçeği kavramayıp kendine verilen nimetleri Allah rızası için harcamaktan kaçınarak kendince uyanık davranan bir kişi kendi ahiretini tehlikeye atmakta kısaca uyanıklık değil akılsızlık yapmaktadır. Konuyla ilgili bir ayet şöyledir:
“İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ganiy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz. Eğer siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir. Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar.” (Muhammed Suresi, 38)
(www.dunyahayatiningercegi.com)
Allah Var! ve Allah Her Yerdedir
İnsanlardan bazıları kendilerini, maddeyi, çevrelerinde gördükleri dünyayı mutlak varlık zannederler. Allah’ı ise (Allah’ı tenzih ederim) bu mutlak maddeyi saran bir hayal gibi düşünürler. Veya, Allah’ı gözleri ile göremedikleri için, “herhalde Allah bizim göremeyeceğimiz bir yerde, uzayın veya göklerin uzak bir yerinde bulunuyor” derler. (Allah’ı tenzih ederim) Bunların hepsi büyük bir yanılgıdır.
Çünkü Allah, sadece göklerde değil her yerdedir. Allah, tek mutlak varlık olarak, tüm kainatı, tüm insanları, yerleri, gökleri, her yeri sarıp kuşatmıştır ve Allah tüm evrende tecelli etmektedir. Hadislerde rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (sav), Allah’ın gökte olduğunu söyleyen bir şahsa doğru söylediğini bildirmiştir. Ancak bu rivayet, Allah’ın heryerde olduğu gerçeğiyle hiçbir şekilde çelişmemektedir. Zira, dünyanın sizin bulunduğunuz noktasındaki bir kişi ellerini göğe kaldırarak Allah’a dua etse ve Allah’ın gökte olduğunu düşünse, Güney Kutbu’nda bir başka insan da aynı şekilde Allah’a yönelse, Kuzey Kutbu’nda bir insan ellerini göğe kaldırsa, Japonya’daki bir insan, Amerika’daki bir insan, Ekvator’daki bir insan da aynı şekilde ellerini göğe kaldırarak Allah’a yönelse, bu durumda herhangi bir sabit yönden söz etmek mümkün değildir. Aynı şekilde evrenin ve uzayın farklı noktalarındaki cinler, melekler, şeytanlar da göğe doğru dua etse herhangi bir sabit gökten veya yönden söz etmek mümkün olmayacak, tüm evreni kaplayan bir durum olacaktır.
Şunu da unutmamak gerekir ki, Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Allah’ın Zatı başkadır. Allah’ın tecellileri ise her yerdedir. Bir kişi bir odaya girse burada Allah yok derse, Allah’ı inkar etmiş olur. Allah’ın tecellileri o oda da dahil her yerdedir. Siz her nereye dönerseniz, Allah’ın tecellisi oradadır. Allah’ın her yeri sarıp kuşattığı, bize şah damarımızdan yakın olduğu, her nereye dönersek Allah’ın yüzünü göreceğimiz birçok Kuran ayeti ile bildirilmiştir. Örneğin Allah, Bakara Suresi’nin 255. ayetinde “… O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır….” diye bildirmektedir. Hud Suresinin 92. ayetinde ise, “… Şüphesiz benim Rabbim, yapmakta olduklarınızı sarıp-kuşatandır.” denilerek, Allah’ın insanları da yaptıklarını da kuşattığı bildirilmektedir.
Kuran’da da bildirilen gerçek açıktır: Allah sadece göklerde değildir. Allah, her yeri sarıp kuşatandır. Bu bilgi bize Kuran aracılığı ile verilmektedir. Maddenin ardındaki sır ile ilgili gerçeğin anlatılması ise, bu ayetlerin insanlar tarafından daha iyi anlaşılmasına ve kavranmasına vesile olacaktır. Maddenin mutlak varlık olmadığını anlayan insanlar Allah’ın her an her yerde olduğunu, her an kendilerini gördüğünü ve işittiğini, herşeye şahit olduğunu ve kendilerine şah damarlarından daha yakın olduğunu, her dua edenin duasını işittiğini bütün açıklığı ile anlayacaklardır.
Konuyla ilgili bazı Kuran ayetleri
Doğu da Allah’ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah’ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir. (Bakara Suresi, 115)
Allah… O’ndan başka İlah yoktur. Diridir, kaimdir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın O’nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi, 255)
Hani Biz sana: “Muhakkak Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır” demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı insanları denemek için yaptık, Kur’an’da lanetlenmiş ağacı da. Biz onları korkutuyoruz. Fakat (bu) onlarda büyük bir azgınlıktan başka bir şey arttırmıyor. (İsra Suresi, 60)
Göklerde ve yerde olan (herkesin ve herşeyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir. Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır. (Meryem Suresi, 93-94)
Ve (daha) başka (nice nimetler de, ki, ) siz henüz onlara güç yetirmiş değilsiniz; (ama) gerçekten Allah, onları kuşatmıştır. Allah, herşeye güç yetirendir. (Fetih Suresi, 21)
Allah ise, onları arkalarından sarıp-kuşatmıştır. (Büruc Suresi, 20)
Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız. (Kaf Suresi, 16)
Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğindeyse buna sevinirler. Eğer siz sabreder ve sakınırsanız, onların ‘hileli düzenleri’ size hiçbir zarar veremez. Şüphesiz, Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır. (Al-i İmran Suresi, 120)
Onlar, insanlardan gizlerler de Allah’tan gizlemezler. Oysa O, kendileri, sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı şeyi ‘geceleri düzenleyip kurarlarken, ‘ onlarla beraberdir. Allah, yaptıklarını kuşatandır. (Nisa Suresi, 108)
Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah’ındır. Allah, herşeyi kuşatandır. (Nisa Suresi, 126)
Bir de yurtlarından refahtan şımarıp-azıtarak, insanlara gösteriş yaparak çıkanlar ve (halkı) Allah’ın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatandır. (Enfal Suresi, 47)
Dedi ki: “Ey kavmim, sizce benim yakın-çevrem, Allah’tan daha mı üstündür ki, O’nu arkanızda-unutuluvermiş (önemsiz) bir şey edindiniz. Şüphesiz benim Rabbim, yapmakta olduklarınızı sarıp-kuşatandır.” (Hud Suresi, 92)
Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler. Dikkatli olun; gerçekten O, herşeyi sarıp-kuşatandır. (Fussilet Suresi, 54)
Ateist Siyonizmi ve Yahudiliği Birbirinden Ayırmak
Yahudiler MS 70 yılında Kudüs’ten sürüldükten sonra, dünyanın farklı bölgelerine yayılmaya başladılar. 19. yüzyıla kadar süren bu “diaspora” döneminde Yahudilerin ezici çoğunluğu kendilerini dini bir grup olarak görüyorlardı. Çoğu Yahudi zamanla içinde yaşadığı ülkenin dilini benimsedi. Örneğin Almanya’daki Yahudiler Almanca, İngiltere’deki Yahudiler İngilizce konuşmaya başladılar. İbranice sadece dualarda ve dini metinlerde kullanılan kutsal bir dil olarak kaldı. 19. yüzyılda Avrupa ülkelerinde bulunan Yahudilerin üzerlerindeki bazı sosyal kısıtlamalar da kaldırılınca, Yahudiler içinde yaşadıkları toplumlarla kaynaşmaya başladılar. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde, Yahudilerin çoğunluğu kendilerini bir “ırk” veya “millet” olarak değil, “dini cemaat” olarak görüyorlardı. Kendilerini “Musevi Almanlar”, “Musevi İngilizler” veya “Musevi Amerikalılar” olarak tanımlıyorlardı.
Ancak 19. yüzyıl tüm dünyada ırkçılığın büyük ilgi gördüğü bir dönemdi. Özellikle Darwin’in evrim teorisinin etkisiyle ırkçı fikirler çığ gibi büyüdü ve özellikle Batı toplumlarında çok sayıda taraftar buldu. İşte bu ırkçı furyanın Yahudiler arasındaki etkisi ise, “Ateist Siyonizm” oldu.
Günümüzde Siyonizm iki farklı şekilde görülmektedir. Bunlardan ilki, İsrail’de huzur ve barış içinde, Müslümanlarla birlikte yaşamak isteyen, güvenlik arayan, dedelerinin topraklarında ibadet edip, ticaret yapıp varlıklarını sürdürmek isteyen, dindar Yahudi halkının düşüncesi olan Siyonizm’dir. Müslümanlar bu anlamdaki Siyonizm’i desteklemektedir. Dindar Yahudi halkının, kendileri için kutsal olan topraklarda güven ve huzur içinde yaşamaları, Allah’ı anmaları, sinagoglarında ibadetlerini yapmaları, topraklarında bilim ve ticaretle uğraşmaları Müslümanların iftihar edecekleri bir şeydir.
Samimi dindar bir Yahudi’nin Tevrat’a dayandırdığı Siyonist inancı Kuran’la çelişmez. Çünkü Yahudilerin o bölgede yaşamaları Kuran’da işaret edilen bir gerçektir. Kuran’da Allah İsrailoğulları’nı yaşadıkları bu topraklarda yerleşik kıldığını şöyle bildirmektedir:
Hani, Musa kavmine (şöyle) demişti: “Ey kavmim, Allah’ın üzerinizdeki nimetini anın; içinizden peygamberler çıkardı, sizden yöneticiler kıldı ve alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi. Ey kavmim, Allah’ın sizin için yazdığı (girmenizi emrettiği) kutsal yere girin ve gerisin geri arkanıza dönmeyin; yoksa kayba uğrayanlar olarak çevrilirsiniz.” (Maide Suresi, 5:20-21)
Ancak Müslümanlar olarak eleştirdiğimiz ve tehlike olarak gösterdiğimiz, “dinsiz, Allah’sız Siyonizm”dir. Allah’ın varlığını, birliğini savunmayan, materyalist, Darwinist anlayışı teşvik ederek dinsizlik propagandası yapan, bu Allah’sız Siyonistler, dindar Yahudiler için de tehlikedir. Dinsiz Siyonizm, günümüzde barışa, huzura, güzel ahlaka karşı mücadele vermekte; sürekli fitne, kargaşa çıkarmakta, kan dökmektedir. Müslümanlar ve dindar Yahudiler, Allah’sız Siyonizm’e karşı Allah inancının yayılması konusunda birlik olmalıdır.
Ateist Siyonizmin Temeli Musevilik Değildir
Allah’sız Siyonizmin fikri öncülüğünü yapan Yahudiler, dini inançları çok zayıf, çoğu ateist kimselerdi. Yahudiliği bir inanç birliği olarak değil, bir ırkın ismi olarak kabul ediyorlardı. Yahudilerin Avrupalı milletlerden ayrı bir ırk olduğu, onlarla birlikte yaşamalarının mümkün olmadığı, mutlaka kendilerine has ayrı bir yurt edinmelerinin şart olduğu iddiasıyla ortaya çıktılar. Bu yurdun neresi olması gerektiğine karar verirken de, dini düşüncelerle hareket etmediler. Dinsiz Siyonizmin kurucusu olan Theodor Herzl, bir ara Uganda’yı düşünmüş ve bu düşüncesi “Uganda Planı” olarak ünlenmişti. Siyonistler daha sonra Filistin’de karar kıldılar. Bunun nedeni ise, Filistin’in Yahudiler için taşıdığı dini manadan çok, “Yahudi ırkının tarihsel vatanı” olarak görülmesiydi.
Ateist siyonistler, bu din dışı ideolojiyi diğer Yahudilere kabul ettirebilmek için büyük bir çaba harcadılar. Nitekim bu amaçla kurulan Dünya Siyonist Örgütü, Yahudilerin yaşadığı her ülkede yoğun bir propaganda çalışmasına girişti. Örgüt, Yahudilerin diğer milletlerle huzur içinde yaşaması mümkün olmayan ayrı bir “ırk” olduklarını, bu nedenle mutlaka Filistin’e giderek oraya yerleşmeleri gerektiğini telkin ediyordu. Yahudi kitlelerinin çoğu bu çağrıları yanıtsız bıraktı.
Böylece ateist Siyonizm, Yahudilerin diğer milletlerle birarada yaşamaması gerektiğini savunan ırkçı bir ideoloji olarak dünya siyasetine girdi. Bu yanlış düşünce, önce diasporada yaşayan Yahudilere sıkıntı ve baskılar yaşattı. Sonra da İsrail’in işgal ve ilhak politikası Ortadoğu’daki milyonlarca Müslümana kan, ölüm sefalet ve korku getirdi.
Bugün pek çok Yahudi, bu türdeki ateist ve radikal Siyonist ideolojiyi eleştirmektedir. Dindar Yahudilerin önde gelen isimlerinden biri olan Haham Hirsch, “Siyonizm, Yahudi halkını milli bir antite (varlık) olarak tanımlamak ister… Bu, dinen bir sapmadır” demiştir. (Washington Post, 3 Ekim 1978)
Ünlü Müslüman Fransız düşünür Roger Garaudy de bu konuda şunları yazmıştır:
“Peygamberlerden miras olan Yahudi inancının en büyük düşmanı, Siyonizm’in ırkçı ve sömürgeci mantığıdır ki, 19. yüzyıl Avrupası’nın ırkçılığından ve sömürgeciliğinden doğmuştur. Bu mantık, Batı’nın tüm sömürgeciliklerine ve farklı milliyetçilikler arasındaki savaşlara ilham kaynağı olmuştur. İsrail, Siyonizm’den uzaklaşmadıkça ve Hz. İbrahim’in inancına geri dönmedikçe, İsrail için bir güvenlik ve gelecek yoktur ve Ortadoğu’da da barış olmayacaktır. Hz. İbrahim’in o inancı ki, vahyedilmiş her üç din arasında ruhsal bir kardeşlik bağı ve ortak bir mirastır.” (Roger Garaudy, “Right to Reply: Reply to the Media Lynching of Abbe Pierre and Roger Garaudy”, Samizdat, June1996)
İşte bu nedenle, dindar Yahudilerle ile ateist siyonistleri birbirinden ayırmak gerekmektedir. Dünya üzerindeki her Yahudi bu anlayışta bir siyonist değildir. Gerçekte ateist siyonistler, dünya üzerindeki Yahudilerin azınlığını oluşturmaktadırlar. Dahası, ateist siyonizmin insanlık suçlarına karşı çıkan, bunları kıyasıya eleştiren, İsrail’in tüm işgal ettiği topraklardan derhal çekilmesini savunan, İsrail’in ırkçı bir “Yahudi devleti” değil, her türlü milletin ve kimliğin birarada ve eşit olarak yaşayabileceği özgür bir devlet olmasını savunan pek çok Yahudi vardır.
Müslümanların İsrail’e ve ateist Siyonizme haklı olarak karşı çıkarken, bu gerçekleri de göz önünde bulundurmaları, sorunun dindar Yahudiler değil, ateist Siyonizm olduğunu çok iyi bilmeleri gerekmektedir. Dolayısıyla da bir Müslümanın eleştirmesi gereken kavramlar Yahudi dini veya Yahudi milleti değil, ateist ve radikal Siyonist ideolojidir. Nasıl bir insan Nazilere karşı olduğu için Alman milletine karşı bir husumet besleyemezse, aynı şekilde ateist Siyonizme karşı olduğu için de Yahudi milletine bir husumet besleyemez.
Kuran’da Kitap Ehli
Yahudiler ve Hıristiyanlar Kitap Ehlidirler, yani Allah’ın indirmiş olduğu bir kitaba tabi olmuşlardır. Doğru-yanlış, haram-helal kavramlarına sahiptirler. Allah’a hesap vereceklerini bilmekte, Rabbimiz’in peygamberlerini sevip-saymaktadırlar. Bunun için Kuran’da, Kitap Ehlinden kimselerin pişirdiği bir yemek, Müslümanlar için helal kılınmıştır. Aynı şekilde Müslüman erkeklere Kitap Ehlinden kadınlarla evlenme izni verilmiştir. Bunlar Müslümanların Ehl-i Kitap ile kolaylıkla birarada yaşayabileceklerini gösterir.
Bir Müslümanın dünyaya bakışında temel kıstas imandır, güzel ahlaktır. Müslüman güzel ahlakın gereklerinden biri olan adalete bu nedenle sıkı sıkıya bağlıdır. Her kime karşı olursa olsun adaletten ayrılmamak, duygularla değil, akıl ve vicdanla düşünmek, fanatizmden, bağnazlıktan uzak ve temiz bir muhakeme ile karar vermek gerekir.
http://www.harunyahya.org/kitap/siyonizm_felsefesi/siyonizmf.html
-
Yeni
- Hz. Mehdi (a.s.) yeşil gözlü ve sakalı yanlarda az olan bir kişi olacaktır
- ARAPLAR BU TÜRKİYE’Yİ KUCAKLAMALI
- TÜRK BAYRAKLARI DÜNYANN DÖRT BİR YANINDA
- ADNAN OKTAR CANLI YAYINDA, ÜST DÜZEY MASONLARLA !!!
- EVRİMCİLER SANSÜRSÜZ PROGRAMINDA YİNE DAĞILDILAR
- DARWİNİSTLER NEANDERTELLERLE DE İNSANLARI ALDATAMADILAR
- Genom Çalışmaları ”Tesadüfen Oluşan İlk Hücre” Aldatmacasını Yerlebir Ediyor
- Darwinistler’in Yapay Yaşam Aldatmacası !
- ADNAN OKTAR ŞU ANDA CANLI YAYINDA – ÇOK ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR YAPIYOR- BURADAN İZLEYİN
- ADNAN OKTAR – HARUN YAHYA ÇOK ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR YAPIYOR – CANLI YAYIN – BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ
- ADNAN OKTAR – HARUN YAHYA ÇOK ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR YAPIYOR – CANLI YAYIN – BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ
- ADNAN OKTAR ŞU AN CANLI YAYINDA KIYAMET VE MEHDİYET İLE İLGİLİ ÇOK ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR YAPIYOR – BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ
-
Bağlantılar
-
Arşivler
- Temmuz 2010 (1)
- Haziran 2010 (2)
- Mayıs 2010 (5)
- Nisan 2010 (1)
- Mart 2010 (16)
- Şubat 2010 (28)
- Ocak 2010 (24)
- Aralık 2009 (39)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS
